Ali 19 yaşına gireli henüz üç hafta olmuştu, annesini Kartal'daki akrabalarının yanına bırakıp Aksaray civarındaki arkadaş evine taşınalı ise yaklaşık bir buçuk yıl. İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği bölümünde okuyordu ailesinin tüm itirazlarına rağmen. Annesinin yanına sığındığı akrabaları yüzyıllardır kasaplık ve hayvan ticareti yapıyorlardı. Ali'nin de aynı işe devam etmesi öngörülmüş ama O, biraz da babasının kaderini aile meclislerine bağlamasından olsa gerek bu işe şiddetle isyan etmişti. İyi anlardı kasaplıktan, hayvandan da; yapsa yapardı ama hiç içinden gelmiyordu. Hiç göremediği ve görebileceğini hiç zannetmediği baba topraklarına, Novi Sad'a dönmek ve ormancılık yapmak istiyordu; zaten Tito da yavaş yavaş özel işletmelere izinler vermeye ve eğitimli Yugoslavları ülkelerine geri çağırmaya başlamıştı.
Bu hayal, babasının başladığını bitirme hayaliyle başlamıştı orman fakültesine ve başlar başlamaz dik duruşu, isyankar kişiliği ile birden bire kendisini Demokrat Parti karşıtlarının liderleri arasında bulmuştu. Ateşli konuşmalar yapıyor, forumlar düzenliyor, insanları etkiliyordu. Ben diye birşey kalmamıştı aslında, kendisine yuva olan, yemek veren, besleyip eğiten bu topraklara borcunu ödemek istiyordu. O bir üniversite öğrencisiydi, çalışan, düşünen ve üreten bir birey olmalıydı ve bugün bu idealleri ispatlamak için tam da zamanıydı.
Demokrat Parti tahkikat komisyonu adı altında yarattığı ucubeyi dün mecliste kendi kendine onaylamış ve basını ve özellikle muhalefeti baskı altında tutma gayretkeşliğinde son sınırı da aşmıştı. Sıranın kendilerine ve ellerinde tuttukları özgürlüklerine geldiğini bilen öğrenciler bir zamandır isyandaydı. Bugünkü ise şimdiye kadar yapılan tüm eylemlerden daha büyük olacaktı. Turan ile birlikte çok çalışmışlardı bu iş için. Tüm okullara, talebe birliklerine, aydın öğrencilere haber yollanmıştı dün öğlen ajansında kanunun onaylandığı ve yasalaşacağı haberi alınır alınmaz. Sabah kuşluk vaktinde kalkmışlar, paylaşıkları talebe evinde küçük bir kahvaltı yaptıktan sonra son surat okulun yolunu tutmuşlardı.
Beyazıt'a vardıklarında saat 7 olmuştu, hem okulun içerisinde öğrenciler hazırlanıyordu hem de dışarıda polisler. Daha şimdiden okulun dışına çıkmamaları konusunda polis uyarıp duruyordu. Siz içeri gelmeyin de diye aklından geçirdi Ali.
Durmadan artan kalabalık polisi endişelendirmeye başlamıştı. Eğitimsiz polis, coşkulu öğrenciler ile karşı karşıya kalmıştı; herşey bir felakete doğru gitmeye başlamıştı.
Turan konuşmasını bitirmiş görece sakin bir köşede Ali'nin konuşmasının üzerinden geçiyorlardı.
"bir sigara iç" dedi Turan, "sakinleşmene yardım eder"
"ben sakinim" dedi Ali titreyerek, "çok sert konuşmayacağım, baksana Ahmet zaten yeterli heyacanı yarattı"
Tam olarak ne olduğunu kimse anlamadı, bahçenin uzak köşesinde ani bir kıpırdama oldu, "polis içeride, polis geliyor" sesleri ile bir grup öğrenci okul binalarının içerisine bir grubu ise okulun dışarısına doğru hareketlendi. Herşey çok ani olmuştu, Turan ve Ali dış duvara yakın bir yerdelerdi hareket başladığında. "Dışarı" dedi Ali, "burada kalırsak ezileceğiz"
40 yıl sonra bile acısını bir an bile unutamayacağı bir hataydı bu, kaç kere geçmişti üstünden bu anın, kaç ayrı senaryo, kaç ayrı olasılık üretmişti. Gerçek tekti oysa, dışarı diye hareketlendirdiği arkadaşı duvarı aştıktan birkaç metre sonra şaşkın, kararsız, ne yapacağını bilmeyen ve korku ile kaplanmış bir polis tarafından vurulmuştu. Oracıkta öldü Turan, Turan Emeksiz. Onunla birlikte Ali'nin özgürlük isteği ve hayalleri de ölmüştü....
Arkası Yarın