4 Mayıs 2010 Salı

Herhangi Bir Gün 2

Dostumuz öğle sıcağına kalmadan Kartal yollarına düştü. Eminönü- Kadıköy vapuruna zor zahmet yetişip kendine dışarıda bir yer buldu. Yeni vapurlara hiç ısınamamıştı, nerede Turan Emeksiz diye düşündü? Çocukluğunun en sevgili vapuru..... Annesiyle hep Kadıköy Karaköy arasını bu vapurla geçerlerdi. Onun için bir tutkuya hatta bir tutulmaya dönüşmüştü Turan Emeksiz... Bazen sadece Turan Emeksiz gelebilir diye bir sonraki vapuru beklerlerdi. Bir yaz günü yine annesini bekletirken Turan Emeksiz aşkına, anacığı sıcağa dayanamamış ve bayılmıştı. O gün korkuyla tanışmıştı dostumuz, hayatta herşeyini kaybetme korkusuyla. Belli belirsiz elini sallayarak kafasındakileri kovdu, yan koltukta bulduğu simit artığını üç beş arsız martıya atmaya ve bir yandan da Kartal'da ucuz eti alacağı Halit abiyi düşünmeye başladı.

Halit 12 çocuğuklu Diyarbakırlı bir ailenin en küçük çocuğuydu. 18 yaşına geldiğinde dağa çıkacağına İstanbul'a kaçmış, her türlü ağır ve zor işe koşulmuş, aşık olmuş, reddedilmiş, sokaklarda yatmış, birkaç kere küçük suçlardan içeri girmiş ama hayata bağlılığını hiç yitirmemişti. 28 yaşına geldiğinde Kartal'da neredeyse komün bir hayat yaşayan Boşnak göçmeni bir ailenin küçük kızına aşık olmuştu. Hayattan aldığı dersler ve sevgisinin büyüklüğüyle önce kızı sonra ailesini ikna etmiş ve iç güveyisi olarak ailenin yanına girmişti. O gün bugün, kızın babasının yanında kasaplık yapıyordu. Zor olmuştu işi öğrenmek, bir yandan başarmak zorunda olmak, bir yandan güvenilmiş olmanın ağırlığı ile çok yıpranmıştı. Şimdi ise aldığı işi büyütmüş, hafif tertip zengin olmuş, 3 çocuklu mutlu bir babaydı. Unutmamıştı Halit abi yoksulluk günlerini ve bu ucuz et işi de öyle başlamıştı. Halit abi müşteriye bakar, dinler ve sonrasında karşısındakinin ödeyebileceği kadar paraya et satardı. Ucuz et değildi Halit'inkisi, güvenme isteği ve sevgiydi...

Ağır düşünceler arasında vapur Kadıköy'e vardı, dostumuz "abi gaste" nidaları arasında bir koşu Kartal dolmuşunu yakaladı. Bu yolculuğun en sevdiği yanı dolmuşlarda kestirmekti ama bugün o şanslı gün değildi; ayakta kalmıştı. Dolmuş şoförü ceza yemesin diye hop oturup hop kalkarak Kartal'a vardı. Gün iyice ısınmış, güneş sık saçlı kafasını ve kışlık ayakkabılarının (başkası yoktu) içerisindeki garip ayaklarını pişiriyordu. Amacı hızla yürüyüp Halit'in dükkanına varmak ve o günün istihkakı olan 5 Lira karşılığında alabileceği eti almaktı. Halit abinin keyfi yerindeyse köfte de yerdi hem. Koştura koştura kan ter içerisinde vardı dükkana.

O da ne dükkan kapı duvar. Sadece o dükkan da değil etraftakilerin hepsi. Hızlıca sokağı taradı ama tanıdık ya da göz aşinalığı olan kimseyi göremedi etrafta. Vardı bu işte bir pislik ama anlayamadı. Bu kadar yolu geldikten sonra ve bu köfte ayran hayalleriyle geri dönemezdi, başladı Halit abinin evine doğru yürümeye. Evi bilmiyordu ama iki sokak arkada komünün yaşam alanı başlıyordu, nasıl olsa sorup bulurdu. sokakları hızla geçti ve mahallenin girişindeki küçük meydana vardı.

Esasında hergün olan, hepimizin her an bildiği ama her tanık olduğumuzda çok şaşırdığımız şey oldu birden. Aradığı tanıdık yüzlerin hepsi bir cami avlusunda toplanmışlardı. Şaşkınlık, salaklık ve sersemlik üçgeninde gezindi kısa bir süre ve aniden Halit'in çırağı Osman ile karşılaştı. İki gözü iki çeşme ağlıyordu Osman, Halit bir önceki akşam aniden ölmüştü. Memleketten gelen kötü bir haberi yüreği kaldırmamış ve bu insanlığın yüz akı adam aniden hem de pek garip bir gürültüyle yere düşmüş ve ölmüştü....
"Hastirrrrrrr"
Ne yapacağını ne diyeceğini bilemeden Osman'a katılmıştı çaresiz gözyaşları ile.
Ağlar mıydı insan 3 ay önce hiç bilmediği tanımadığı sokakta görse kafasını çevirmeyeceği birine...

Arkası yarın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder