Güzel bir Balat sabahına uyanmıştı dostumuz. 6 aydır işsizdi. Levent, Seyrantepe, arkadaş evleri derken kendisini kabul eden yaşlıca bir çiftin yanına kiracı olarak girmişti. İki aydır kira vermeden oturuyordu,nereye kadar devam edecekse bu lüks...
Nisan ayının başında güneş hafif hafif Haliç'i ısıtıyor, geceden kalan çiğ tabakasını gece tekrar yollayabilmek için havaya katıyordu. Hayat diye düşündü dostumuz, hava gibi, herşey tekrar tekrar oluyor. Yol kenarında bekleyip bir sonraki otobüse binmek gibi birşey...
3 aydır bekliyordu O da sistemin kenarında, tekrar girebilmek için içeri. Salağım ben diye düşündü, iş bulmadan güzelim sistemden dışarı çıktığı için. Hep bu eğitim sistemi yüzündendi başına gelenler. Anası - tek çocuktu ve babasını hiç bilmemişti- kendine inanan ve güvenen bir insan olsun diye yetiştirmişti Onu hep. Çok iyi eğitim almıştı, ülkenin bedava sağlayabildiğinin en iyisini. Güven, çabala ve açıkta kal diye geçirdi beyninin arkasından, durumunu daha iyi açıklayabilecek başka bir döngü yoktu ki...
36 yaşına kadar devamlı çalışmış, az buçuk para biriktirmiş, hiç kimseye bağlanmamıştı. Anasının durumunu bildiği için bağlanmamayı tercih ediyordu. Ne de olsa babasının genleri vardı içinde, belli mi olurdu? 20 yıl çalışıp biriktirdiği 4 ayda bitmişti. Şimdi Ayşe hanıma yardım ediyor, evi temizliyor, alışverişi yapıyor ve boş zamanlarında -zaten başka bir zaman çeşidi tanımıyordu- Balat sahilinde güreşen çocuklara bakıyordu. Hiç de sevmezdi ki güreşi...
Yatakta doğrulup kalktı, akşam köşedeki bakkaldan hesabına yazdırdığı sigaradan kalan iki taneye baktı, çok düşünmeden birini yaktı. Kısa bir öksürük turundan sonra kendine geldi ve camı açtı. İçeri dolan taze havayı sigarasına katınca gelen ikinci öksürük krizi ise dostumuzu ayıllıttı. Anasının yokluğunu hissetti içinde...
iki saat kadar siftindikten sonra Ayşe Hanımın yanına indi. İki katlı küçük bir evdi yaşadığı, Ayşe hanım çok uğraşmıştı tarihi eser olmasın diye ama ne parası ne de inadı yetmemişti başarmaya. Ev yürüken gıcırdayan, su tesisatı her an sele sebep olacak kadar eski, sobalı ahşap bir yapıydı. Kalmamıştı Balat'ta bu evlerden fazla. Havalar düzelmeye başladığı için evi boyayacaktı kira karşılığı olarak ama boya alacak parayı ya da veresiye verecek bir nalburu bulabilirse.
Ayşe Hanım "Ali Abine baksana" dedi, "Uyanmış mı?"
Ali abi genelde pek uyanmazdı, dostumuz uyandığını hiç görmemişti ama kırmadı Ayşe hanımı.
"Uyuyor" dedi bakmadan...
Uyuyacaktı tabii, 30 yıldır bitkisel hayatta yaşayan adamın uyanması mümkün mü?
"uyusun uyusun, çok ihtiyacı var dinlenmeye"
Aaah dedi dostumuz içinden, neredeyim ben?
Küçük bir kahvaltıdan sonra, zaten büyüğü mümkün değildi, eline yapılacaklar listesini alıp yollara düştü. Bugün küçük bir İstanbul turu vardı önünde.
Ucuz sebzeler Sağmalcılar'da, ucuz odun Horhor'un arkasında, ucuz et Kartal'daydı.
Yürü be dedi kendine kim tutar seni...
Arkası Yarın....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder